Sevgili Günlük mü demeliyim. Artık içimi sana dökeceğim. Duymayan kulaklar yine duymayacaksa, Twitter’da çığlık atmamın anlamı ne?
Herkes susuyor. Çünkü söz konusu olan sokak
hayvanları.
Burada sözüm sosyal medyayı aktif
kullanmayanlara değil; her haksızlıkta barikatın en önünde duranların bu kez bilinçli
olarak kafalarını çevirmesine. Hele hele evinde hayvan besleyenler, nasıl
tepkisiz kalabiliyor? Sadece “kendilerine ait” olan can da, öbürü patlıcan mı? Bu
seçici körlüğün arkasında ne var? Anlamaya çalışıyorum. İnsan gibi nefes alan,
hisseden varlıkların herhangi bir hakkı falan değil “canı” söz konusuyken. Bu
bir ölüm-kalım meselesiyken.
Konu popülerleştirilmediği için mi savunma
hattı zayıf? Gerçek adalet, popüler olmayanı da savunabilmek değil mi?
Yoksa aktivizm dünyasında bir öncelik
sıralaması mı var? Ne kirli bir bakış. Mesela şöyle mi diyorlar, “Şimdi bu
konuda ses çıkarıp halk nezdindeki kredimi bitirmeyeyim, daha ‘büyük’ (!)
meselelerde sesim duyulsun.” Böyle pragmatik bir hesapçılıkta ilkeli hiçbir şey
yok. Vicdan, bir ajandaya veya stratejiye bağlanacak bir şey mi? Bu adaletsizlik
şu an “moda” değil! “Kanaat önderlerinden ses çıkmıyorsa biz de ses
vermeyebiliriz” mi diyorlar? Pek prestij sağlamıyor mu bu konu? Yeterince “halkçı”
ve “solcu” görüntü çizmiyor mu?
Bu sessizlik, insanların gözümdeki samimiyet kredisini bitirdi. Artık onların başka konulardaki adalet çığlıkları da bana yapay gelecek. Oyuna devam! Maskeleri hiç çıkarmayın!


